SEYYİD Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin müşfik, sevecen ve merhametli bakışları karşısında eriyen Necip Fazıl, huzur bulan ruhuyla aradığını bulmuş ve “Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum; gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum!” diyerek yepyeni bir dünyaya adım atmıştır.
Eski haline pişman olmuş, tövbe etmiş, o zamanda yazmış olduğu şiirlerini çöpe atarak; inkâr etmiştir. Onu yermek babında eski günlerini ve eski şiirlerini hatırlatanlara da “Onları çöpe attım; çöplüğü eşelemekle bir şey elde edemezler, olsa olsa çöplük eşeleyenler derekesine düşerler” diyerek mukabelede bulunmuştur.
Tövbesi her kul gibi düşe kalka, düşe kalka olmuş; utanç duyduğu bu halini mürşidine arz edince, o mübarek zat, fezayı delen gözlerle Zararı yok, zira o kapı ümitsizlik kapısı değildir. Yeter ki pişman ol ve bağışlanma dile!” diyerek kendisini teselli etmiştir.
Yeni halini hazmedemeyen, (İslamiyet’e adanmış) eskiden de arkadaşı olan Maarif Vekili Hasan Ali Yücel, okuldaki görevi ile bu yeni hali arasında bir tercih yapmasını ister; o da “60 kişilik bir sınıfa hitap etmektense bütün bir memleket sathını sınıf addedip”, istifasını basar ve cemiyet arenasına atılır.
Artık o, mahut birilerinin gözünde ‘sanatına yazık eden sabık şair’dir.
Bütün karanlıkları, en karanlık dehlizlerde bırakıp aydınlığı, nuru, imanın nurunu seçmiş ve o uğurda çetin bir mücadeleye girişmişti. Çıkardığı Büyük Doğu dergisi ile, oluşturduğu mekteple Anadolu insanının gönlünü irfanla dolduruyor ve küfrün karşısına sıradağlar misali dikiliyordu.
Devrin iktidarı (İnönü dönemi), basına direktif verip Allah ve ahlaktan bahsetmenin yasak olduğunu bildirirken; o, dergisini “Allah’a ve Peygamber’e itaat etmeyene itaat edilmez!’ manşetiyle çıkarıyor; kapatılan dergisiyle birlikte hapsi boyluyordu.
Fikir ve aksiyon adamı, İslam’ın yılmaz savunucusu Necip Fazıl, yurdun dört bir yanında ve Almanya’da konferanslar vererek, Büyük Doğu Gençliği’nin maya tutması için kesif ve yorucu bir mücadele yürüttü (1943-1972). Kendi tabiriyle: “Buzdağını nefesimizle üfleyerek erittik!”
Bu süre zarfında 8 kez yargılandı ve 3 yıl 6 ay 20 gün hapis yattı.
‘Zaman bendedir ve mekân bana emanettir şuurunda bir gençlik ve o ‘Gençlikte köprübaşı olabilecek bir genç’ arıyordu; bunun için gece gündüz demeden çabalıyor ve adeta yırtınıyordu.
Bütün meselesi; efendisi, mürşidi Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nden aldığı iman nurunu, Anadolu gençliğine tebliğ etmek ve tutturulan bu manevi maya ile istikbali fethetmekti.
Uğrunda çırpındığı ve aradığı gençliğin özelliklerini şöyle ifade ediyordu: “Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan ve bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu bulamayan batı adamının bulamadığını, Türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslam’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslam alemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik…”
Sevda haberini, sessizce dönen pervaneden yani Seyyid Abdülhakim Efendi Hazretleri’nin feyiz ve irşadından alıp bereketlenen Üstad Necip Fazıl, aynı kutlu haberin şakıyan bülbülü olarak, edebiyatın her kolunu, hitabet, şiir, tiyatro, hikâye, roman, deneme ile zenginleştirmiş ve onlarca eseriyle, beklediği gençliğin hayat ve memat iksiri olmuştur. (Devam edecek.)
NOT: Sevgili okuyucularımın mübarek Kurban Bayramlarını en içten duygularımla tebrik eder, hayırlara vesile olmasını dilerim. F. B.
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/fuat-bol/necip-fazil-ve-donusum-2-43185514
