ÜSTAT Necip Fazıl Kısakürek ruhunu, kurtarıcısı efendisi Seyyid Abdülhakim Efendi Hazretlerinin fezaları delen bakışlarının potasında eritip, yok olduktan sonra, yine onların himmetleriyle yepyeni bir Necip Fazıl olarak cemiyet arenasına atılır.

Ve artık sanatı, şiiri şöyle tanımlayacak, kendisini ve memuriyetini şöyle ifade edecektir: ‘Sanat ve hayat, sanat ve hakikat üzerinde fikri olmayan, fikir tasası çekmeyen şair, bence, kuyruğu kıstırılınca ağlayan bir hayvancıktan farksız…  Birbirine aykırı çift başlı bir mahluk olan şairde, biri süfli ve mahkûm, öbürü ulvi ve hâkim iki kutup var… Bunların biriyle şair, insanoğlunun en altında, öbürüyle de nebiler ve veliler ayrı, en üstünde…

Elbette ki alt kattakilerden olmak istemeyecektim. Bunun için büyük bir memuriyeti yerine getirmek lazımdı.

Buna çalıştım:

‘Ben şiiri, her türlü hasis gayenin üstünde, doğrudan doğruya kendi zat gayesine -sanat için sanat-, fakat kendi zat gayesinin sırrıyla da Allah’a ve Allah davasının topluluğuna -cemiyet için sanat- bağlı kabul etmişim… Biz şiiri iman için bilmişiz ve bu mihrak bilgiyi, her bilginin geçtiği bin bir yol ağzı biliyoruz…

Şiir, mukaddes eşiğin süpürgesi; şair de boynundaki süpürücülük borcuyla insanoğlunun en yüksek rütbelerinden birisi.

Ben bu rütbelerin en yükseği içinde, O’nun ümmetlik liyakatinin en alçak ferdi olarak, o mukaddes eşiğin süpürücüsüyüm!

Kendimi böylece takdim ederim!’

Sözde Müslüman, kimi ahmak güruhu ise üstat Necip Fazıl’ın ‘Türk’ün ruh kökü’ ifadesini ırkçılığa hamleder ve onu, İslamiyet’i gerçek manada sindirememiş olmakla suçlamaya yeltenir.

Üstadın tabiriyle ham yobaz ve kaba softa olan bu hamakat kumkumaları bilmezler mi ki, üstadın indinde Türk, Müslüman olduktan sonra Türk’tür. Şu ifade aynen Necip Fazıl’a aittir: Eğer, gaye Türklükse, bilmek lazımdır ki, Türk, Müslüman olduktan sonra Türk’tür.

Asıl, İslamiyet’i hazmedemeyen ve aşağılık kompleksi içinde olan mahut güruh, Türk’ün tarih boyu İslami duyarlılığını, aşkını, saffetini ve bunların neticesinde de cenab-ı Hakkın bir ikramı olarak liderlik pozisyonunu kıskanmış ve duydukları hasetle içten içe yanıp kavrulmuşlardır.

Geçen yazılarımda da bahsettim Avrupalının gözünde Müslümana Türk denir. Nitekim Boşnakça ilmihal kitaplarında: ‘Ne zamandan beri Türk’sün?’ sualine, ‘Kaaluu beladan beri Türküm’ diye cevap verilir.

Necip Fazıl’a ırkçı demek ve bu alçak iftirayı İslamiyet adına dillendirmek, kendi ‘çukur’ şahsiyetlerinin ufunetinden ve kendi yüz karalıklarından başka bir şey ifade etmez.

Zira yeryüzündeki köpeklerin havlamaları, gökyüzündeki yıldızlara zarar veremez.

Bu nadanlara en güzel cevabı yine bir Türk atasözü verir:

İt ürür, kervan yürür!

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/fuat-bol/necip-fazil-ve-donusum-6-43195185

Categories Misafir Kalemler

Leave a Comment