Kapılar Çalınırken
Erken saatlerde kapılar çalınmaya başlıyor.
Gülen yüzlü, gül yüzlü çocuklar… Bıcır bıcır; her yer gül kokuyor. Bir heyecanla önce selam veriyorlar ki:
“Selâmün aleyküm.”
Ardından içten, biraz da mahcup bir sevinçle:
“Hayırlı kandiller…”
Kapıyı çalan çocukların kalbi, kapıyı açanın kalbine dokunuyor.
Kapıyı açan da sadece kapıyı değil; gönlünü, yüreğini açıyor.
Kalpten gelen bir selamın, yine kalple karşılık bulduğu o derin huzur eve yayılıyor.
Çarşı pazarda tatlı bir telaş var.
Herkes çocuklara küçük de olsa bir hediye yetiştirmenin peşinde.
Duygulanıyor insan.
İçimden Arif Nihat Asya’nın mısraları dökülüyor:
Konsun yine pervazlara
Güvercinler;
“Hu hu”lara karışsın
Âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtiha’lar, Yâsin’ler!
Sanki gerçekten de güvercinler kapımızda;
kanat çırpanlar yalnız kuşlar değil,
dualar, Fâtiha’lar, Yâsin’ler…
Dünyamızı kuşatıyor.
Kandilin Estetik Hafızası ve Şehir Dindarlığı
Dedelerimiz camileri kandillerle süslermiş.
Na‘t-ı şeriflerle, dualarla, Mevlid-i Şeriflerle karşılanırmış bu mübarek geceler.
Her şeyde ince bir estetik, derin bir duygusal mimari; bu incelik bugün bile hissediliyor.
Kandil, camiden önce evlerde yanar ve yaşanır;
çocukların kalbine sevinç ve edep olarak yerleşirmiş.
Hz. Peygamber’e duyulan sevgi, ilahî rahmete yönelişle birleşir;
sadece kişinin kalbini değil, toplumun tamamını kuşatır.
Konya’da “Şivlilik”: Çocuk Merkezli Dindarlık
Konya’ya özgü şivlilik geleneği, Regaib Kandili sabahında çocukların ev ev dolaşarak kuruyemiş, şeker ve küçük hediyeler toplamasıyla yaşatılıyor.
Uzun zamandır bu kadim gelenek yalnızca evlerin kapısında değil;
Konya Belediyesi’nin düzenlediği şivlilik etkinlikleriyle meydanlarda, sokaklarda, mahalle aralarında da can buluyor.
Kandil gecelerinde çocuklara yönelik düzenlenen şenlikler,
yakılan ateşler etrafında toplanan aileler,
paylaşılan ikramlar ve sevinç sesleri,
şivlilik geleneğini bireysel bir hatıradan toplumsal bir buluşmaya dönüştürüyor.
İlk bakışta folklorik bir uygulama gibi görülebilecek bu tablo,
dinin çocuklarla ilişkisi açısından bakıldığında son derece derin bir hikmete işaret ediyor.
Çocuk:
Kapı çalar.
Selam verir.
Dua eder.
Karşılığında ikram görür.
Belediyenin kamusal alanlarda bu geleneğe alan açmasıyla çocuk,
yalnızca evlerle değil; şehirle, mahalleyle, toplumla da tanışır.
Dinin hayatın dışına itilmediği,
aksine hayatın içinde yaşandığı bir aktarım biçimidir bu.
Zamanın Canlanışı
Regaib Kandili böylece takvimdeki bir gün olmaktan çıkar.
Konuşulan, özlenen, beklenen, hatırlanan bir zamana dönüşür.
İnsan, anlam üreten bir varlıktır.
Değer verdiği her şeyi (cansız bile olsa) sembolik olarak canlı kılar.
Dedelerimiz bunu çok dengeli bir biçimde;
taşa, ağaca, zamana, aya, güneşe, çiçeğe karşı hep can vererek, konuşarak yapmışlar.
Zamana, mekâna ve eşyaya mana yüklemişler;
kişisel inancı kolektif bir duyguya dönüştürmüşler.
Bir Hatıra ve Bir Hüzün
Torunumu İstanbul’da bir anaokuluna kaydettirmek için götürdüklerini anlatmışlardı.
Okulun önünde kocaman bir çam ağacı…
ışıklarla süslenmiş ve “Noel baba” Tepeden tırnağa batı kültürüyle tasarlanmış okullar.
Yine Arif Nihat Asya düşüyor aklıma:
Neler duydu şu dünyada
Mevlid’ine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık yolunu bilmiyor;
Artık yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştı ya Muhammed,
Bugünkü kadar!
Derin bir düşünceye dalıyorum.
Çocuklarımızın din, gelenek ve kültürle bağının zayıfladığını hissediyorum.
Masum yüreklere bu dili yeterince taşıyabildik mi?
Son Duruş
Kapı tekrar çalıyor.
Akşama kadar da çalacak.
Cıvıl cıvıl çocuklar yine pervazlara güvercinler gibi konacak.
Toplumsal şefkat yeri göğü saracak.
Regaib, “şiddetle yönelmek, arzulamak” anlamına gelir.
Bu gece, rahmete yönelişin sembolik eşiğidir. Başlangıç ve yeniden dirilişe vesiledir.
Yüreğim biraz buruk;
Lakin yine de umutluyum.
Çünkü kapılar hâlâ çalınıyor ve kandiller hep yanacak yüreklerde .
Muhammed Mehdi Barçın
https://x.com/mehdibyazilari/status/2004421103087759522?s=48
